Son Sözü Direnenler Söyeleyecek…


Bu makale 2014-12-18 19:08:26 eklenmiştir.
Seçkin BİLGİLİ

Hırsızlıklardan, yolsuzluklardan, danışıklı dövüşlerden bahsetmekten yoruldum. Bu gün farklı bir konudan söz edeceğim. Sizi biraz geriye 14 yıl öncesine götüreceğim. Devlet terörünün, faşizmin ülkemizdeki en acımasız örneklerinden birine kısa bir yolculuk yapacağız.

19 Aralık 2000… 271. dönem Tank Asteğmen olarak askerliğimi yapıyordum. Sabah saatlerinde bir emir aldık. İstihkam Bölüğünden römorka monte bir kompresör ile bir hilti ve bunları kullanacak personel il jandarma komutanlığına teslim edilecekti. Nöbetçi komutan tanıyı koydu: Bu gece operasyon var, cezaevlerine girecekler.

F Tipi –adını yüksek güvenlikli olarak değiştirdiler- Cezaevlerine sevk edilmek istemeyen tutuklu ve hükümlüler açlık grevleriyle, kurdukları barikatlarla, dışarıda yakınları gene açlık grevleriyle ve siyasilerle pazarlıklarla direniyorlardı. Bu direnişi kırmak için müdahale edeceklerdi.

Telefona sarıldım. İşin hukuki ve siyasi boyutunu yürüten avukat arkadaşlarıma haber vermek istedim. Demokratik kitle örgütlerine ulaşmaya çalıştım. Bir kişi bile o akşam telefonunu açmadı. Bir katliamı engelleme fırsatını kaçırdık belki de.

İki nedenle son derece gergindim o akşam. Faşizmin zindanı diyebileceğimiz F Tipi Cezaevlerinin hiç açılmaması gerektiği, o insanlık dışı koşullarda tutuklu ve hükümlüleri yaşamaya zorlamaları bir hukukçu ve insan hakları savunucusu olarak beni fazlasıyla rahatsız ediyordu zaten. Üstüne bir de operasyon hazırlığında bulunmak… Alarm verilmesi ve harp ceridesinin açılması, hafta sonunda personelin evden aldırılması ve kurmay heyetinin toplanması… Devlet kendisine emanet edilmiş yurttaşlarına, koruması altındaki tutuklu ve hükümlülere savaş açmıştı sanki.

Bu durumun üstüne bir de, şimdi yürürlükten kalkmış olan, EMASYA (Emniyet-Asayiş-Yardımlaşma) görevi verilmiş bir birlikte görev yapmayı ekleyin. Birliğimize verilen görevin bir yönü cezaevleri ile dışarısı arasında güvenlik kordonu oluşturmaktı. Yani oğullarını, kızlarını, eşlerini, kardeşlerini, babalarını, analarını korumak isteyen tutuklu ve hükümlü yakınlarına müdahale etmek durumunda kalabileceğimiz bir konumdaydık. Neyse ki gerek kalmadı, bu görev verilseydi ve ifa etmek zorunda kalsaydım kaldıramayacağım bir yük olurdu.

Sonuçta bir futbol maçı izler gibi ve komuta heyetine belli etmemeye çalıştığım gözyaşları arasında canlı yayında Hayata Dönüş Operasyonu adı verilen saldırıyı izlemek zorunda kaldım.

Ne oldu 19 Aralık 2000 günü? 19 Aralık 2000’de 20 cezaevinde aynı anda “Hayata Dönüş Operasyonu” adıyla bir katliama başlandı. 3 gün süren operasyon sonucunda 28 tutuklu ölür, 237 tutuklu da yaralanırken, 2 asker de jandarmanın silahlarından çıkan kurşunlarla can verdi.

Burdur Cezaevindeki saldırı sırasında kolu kopartılan Veli Saçılık’a önce tazminat ödenmesine karar verildi, sonrasında Veli Saçılık kusurlu bulundu ve tahsil ettiği 150 bin liralık tazminatın 725 bin olarak geri ödemesine karar verildi.

Hayata Dönüş Operasyonundan geriye bir kadın görüntüsü hafızalarımıza kazındı. ‘Saçlarından tutuşan, yüzleri eriyip akan kadınlar’dan biri olan Hacer Arıkan, operasyon davasının 23 Kasım 2010’da görülen duruşmasında, birkaç gün önce aldığı peruğuyla kamuoyunun karşısına çıktı. 38 askerin sanık koltuğunda bulunduğu mahkeme salonunda peruğunu çıkardığında, tam ondört yıl önce toz duman arasında naklen seyre daldığımız katliam görüntüleri arasında “Diri diri yanıyoruz!” çığlıkları kulaklarımızdaydı. Öğrendik ki, kurşunlar, kurbanların bedenlerinden, atış mesafesi ve kullanılan silah tipi belli olmasın diye bıçakla kazınarak alınırken kimileri ölü, kimileri ise hala diriymiş.

Göstermelik davalar açıldı ancak kamu vicdanını rahatlatacak hiçbir sonuç yok ortada. Her 19 Aralıkta Adnan Yücel’in şiiri gelir aklıma, her seferinde daha gür bir sesle okurum bu şiiri:

sen ki bilirsin kır çiçeklerini
hangi rüzgar dağıtırsa dağıtsın yeniden çoğalırlar
ve bir gün güneşin suları öptüğü zaman
özgürlük renginde sevgiyle açılırlar
toprağın ilk sancısından beri kaç ihanet gördüler
kaç güzelliği kurban verdiler
ne yollar tükendi ne bahçeler
belki yorgun belki yenik belki yaralı
bitmedi daha sürüyor ve sürecek o kavga
gözleri bağlı bir karanlıkta belki susulacak
hiç konuşulmadan yaşam savunulacak
belki de bir zamanlar usta bilinenler
çıraklardan önce adlar, adresler sayacak
kalabalık cehennemi bu yalnızlıkta
yalnızca direnmeler suluyor çiçekleri
yılmayan gözler dikiliyor ufuklara
okuyorlar dayanmanın bitimsiz şiirlerini
yaşayan kimdir gerçekte ölen kim
yaşarken bile tükenenler, yılgın yılgın düşenler mi
yoksa çekilip tarihin burçlarına
bayrak bayrak düşenler mi
işte deniz, işte mazlum, işte fatih
bitmedi daha sürüyor ve sürecek o kavga
belki yenik belki yorgun belki yaralı
bitmedi daha sürüyor ve sürecek o kavga
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

sabrın çiçeklerini açtığı yerde

asla kapanmaz yaşanan defter

çünkü tarihin en güzel yerinde

son sözü hep direnenler söyler (Adnan Yücel)

 

Saygıyla…

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
İktidar partisinden memnun musunuz?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü

Hızlı Muhabir
© Copyright 2013 Hızlı Muhabir. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi
MAGAZİN
MAGAZİN